Haber
13 Ocak 2018 ( 34 izlenme )

Kulun Tövbesinden Bakın Allah Nasıl Sevinç Duyar

Hemen yola çıkmalıydı. Çünkü onu, uzun, yorucu ve çok çetin olan bir çöl yolculuğu bekliyordu. O yüzden kendisine yetecek kadar suyu ve yiyeceği devesine yükleyerek yola çıktı.

Yolu yarılamıştı. Tam öğle vakti olmuştu ve güneş bü- tün sıcaklığını cömertçe sergiliyordu. İleride ağaçlık bir yer gördü.

– Sabahtan beri ilerliyoruz. Devem de, ben de çok yo- ruldum. Şu ağaçlık yerde sıcaklık hafifleyinceye kadar bi- raz dinlenelim. Sonra devam ederiz, dedi.

Devesini ağaca bağladı. Kendisi de ağacın dibine uzanı- verdi. Aradan birkaç saat geçmişti. Adam uyandı. Bir de ne görsün! Devesi yoktu. İhtimal devesinin ipini ağaca sıkıca bağlamamıştı. Onu hayata bağlayan her şeyi devesinin üze- rindeydi. Suyu, yiyeceği, silahı, battaniyesi… Belki de en önemlisi, binek olmadan bu yolu bitirmesi mümkün değildi.

Şimdi ne yapacaktı? Hemen doğrulup devesini arama- ya başladı. Sağa baktı, sola baktı, devesi yoktu, yer yarılmış da sanki yerin dibine girmişti. Yapacak bir şey de yoktu; ya devesini bulacak, ya da buralarda ölüp gidecekti. Çölün ortasında tek başına kala kalmıştı. Her şeye güç yetirebilir- di belki, ama susuzluğa kaç gün dayanabilirdi!

O yüzden vakit kaybetmeden devesini aramaya başladı. Epey ilerlemişti. 
Ancak devesini bulamamıştı. Hava da iyi- ce kararmıştı. Kendisine korunaklı 
bir yer buldu. Devesini aramaya sabah devam edecekti. Çok çaresiz kalmıştı. Ellerini açıp şöyle dua eti:

– Koca çölde tek başıma kaldım. N’olursun ya Rabbi, bahtıma düştüm. Beni bu ıssız çöllerde yalnız bırakma. Bana yardım et.

Bu sırada günün yorgunluğuyla uykuya daldı. Uyan- dığında bir de ne görsün! Dün, gün boyu aradığı deve- si yanı başındaydı. Önce rüya gördüğünü zannetti. Hayır rüya görmüyordu. Devesi yanı başında geviş getiriyordu. Hemen devenin yanına gidip boynuna sarıldı. Heybesine baktı, suyu ve yiyecekleri yerinde duruyordu. Sevincinden ve şaşkınlığından ne yapacağını, ne diyeceğini bilemiyor- du. O kadar sevindi, o kadar sevindi ki, “Allah’ım! Sana şükürler olsun. Sen benim Rabbimsin, ben de senin kulu- num.” diyeceğine yanlışlıkla şöyle dedi:

– Allah’ım ben senin Rabbinim. Sen de benim kulum- sun. Peygamber Efendimiz, bu hikâyeyi anlattıktan sonra şöyle buyurdu: “Devesini çölün ortasında kaybeden bu adam devesine kavuşunca ne kadar sevinirse Allah da kulunun, günahına pişmanlık duyup tevbe etmesinden daha çok sevinir.”

Kıssadan Hisse Tevbe, günahlar karşısında bir yenileme ve iç onarımdır. Tevbeyle Rabbimizin gazabından lütfuna, hesabından rahmet ve inayetine sığınırız. Hepimiz gözlerimizi dünya- ya günahsız ve masum olarak açarız. Sorumluluk çağına geldiğimizde önümüzde iki yol vardır. Bu yollardan birisi bizi uçurumlara, diğeri ise cennetlere götürecektir. Bazen bizi cennete götüren yoldan çıkıp diğer yola sapabiliriz. Bu türlü yol değiştirmelerde “Allah’a inâbe edin (döndüm-geldim) deyin, Allah’a teslim olun.” (Zümer, 39/54) diyerek hemen ken- dimize gelmeli ve doğru yola dönmeliyiz. Bu dönüş Rab- bimizi de çok memnun etmektedir.

Biz günahlarla kirlenen kalbimizi tövbe silgisiyle temiz- leriz. Allah Rasûlü 
bu hakikati şöyle dile getiriyor: “İnsan günah işleyince, kalbinde bir siyah nokta belirir. Tövbe ile hemen onu silmezse, o nokta kalbinde öylece kalır. Sonra ikinci bir günah işlerse, kalbinde bir nokta daha be- lirir.”14 Bu sebeple günahlarda ısrarcı olmadan onu hemen temizlemek, mümin için çok ciddi önem arz etmektedir. Tabii ki bununla beraber yine sürçüp kaymamız söz konusu olablir. Böyle bir durum karşısında da hemen akıl ve vicdanımızı harekete geçirerek, “Ben Allah’tan kopmakla bu hâle geldim. Öyle ise, ancak O’na yeniden bağlanmakla bu durumdan kurtulabilirim.” diyerek Cenab-ı Hak’la olan irtibatımızı kuvvetlendirmeye çalışmalıyız.

Bunlar da İlginizi Çekebilir